15 Haziran 2015 - 14:21
Tetikçi Takımın Çelişkileri

İster İran ister başka bir ülke hakkında gerçeklerin ortaya çıkarılmasından kimse rahatsız olmamalıdır. Ve nitekim bu satırların sahibi bir önceki yazısında İran’daki gelişmelere eleştirel bir gözle yaklaşarak nükleer mesele etrafındaki iç tartışmaları ve yargı hususunda en ağır ifadeler kullanmaktan çekinmemiştir. İran’ın Suriye, Irak ve Yemen siyasetleri de eleştirilebilir elbet. İslam İnkılabı’nın ilkelerinin bu ülkeler hususunda bazen gözetilmediği ve Direniş Cephesine gerekli yardımların yeterince yapılmadığı ve böylece ABD ve bölgedeki müttefiklerine (taşeronlara ve sahadaki teröristlere) manevra fırsatı verildiği de eleştirilebilir ve eleştirilmelidir de. Eğer İslam İnkılabı adı altında İrancılık yapılıyorsa bu da eleştirilmelidir. Özgür insana yakışan da budur.

Bismillah

 

Önce,tetikçiler kimdir?

Daha önceki yazılarda da işaret ettiğimiz üzere İslam İnkılabı’nın ve dolayısıyla Direniş Cephe’sinin baş düşmanı ABD, İsrail ve uluslararası siyonizmdir. Bunlarla işbirliği içinde macera peşinde olan rejimler olsa olsa bu düşmanın taşeronlarıdır. Bir de bu taşeronlara tetikçilik yapanlar vardır. Türkiyede bu tetikçiliği Selefi gruplar, tetikçilerin amiral gemisi görevini ise Haksöz sitesi çevresinde toplanmış yazar-çizer takımı üstlenmiş bulunuyor. Bu görevi taşeronların yaptığı işbölümü çerçevesinde mi yoksa gönüllü olarak mı yaptıkları incelenmesi gereken ayrı bir husus. İfa ettikleri görevi mükemmel bir şekilde yerine getirdikleri göz önüne alındığında sonuç itibariyle hangi saikle yaptıkları pek de farketmez. Amiral gemisinde oturan tetikçilerin akıl hocalığını ise kıdemi ve İslam İnkılabıyla geçmişteki ilişkilerinden dolayı birileri yapmaktadır.

Akıl hocasının gönüllü görevi yıllardan beri İslam İnkılabı liderini karalamak için her yolu deneyerek demogoji yapmaktır. Ayrı bir ifadeyle muhatabın erişmesi, doğruluğunu onaylaması mümkün olmayan sözlü ve yazılı kaynaklar ileri sürerek ön yargıları ve taassupları tahrik etmek; gerçeklerle yalanları bilerek -veya bilmeyerek- aktarmak suretiyle kafa karıştırmak ve ülke uzmanı sıfatıyla başka kalemşörlere de bu ülke hakkında zehirli yem hazırlamaktır.

İster İran ister başka bir ülke hakkında gerçeklerin ortaya çıkarılmasından kimse rahatsız olmamalıdır. Ve nitekim bu satırların sahibi bir önceki yazısında İran’daki gelişmelere eleştirel bir gözle yaklaşarak nükleer mesele etrafındaki iç tartışmaları ve yargı hususunda en ağır ifadeler kullanmaktan çekinmemiştir. İran’ın Suriye, Irak ve Yemen siyasetleri de eleştirilebilir elbet. İslam İnkılabı’nın ilkelerinin bu ülkeler hususunda bazen gözetilmediği ve Direniş Cephesine gerekli yardımların yeterince yapılmadığı ve böylece ABD ve bölgedeki müttefiklerine (taşeronlara ve sahadaki teröristlere) manevra fırsatı verildiği de eleştirilebilir ve eleştirilmelidir de. Eğer İslam İnkılabı adı altında İrancılık yapılıyorsa bu da eleştirilmelidir. Özgür insana yakışan da budur.

Ancak eleştiri yaparken kimin bu zaaflara ve ilkesizliklere ortam hazırladığını da doğru bir şekilde tespit etmemiz gerekir. Çünkü İran’da iki ana akım yirmi yıla yakın bir süredir İslam İnkılabının ilkeleri ve hedefleri konusunda farklı görüşler ileri sürmektedirler. Özetle ve bir iki cümleyle ifade etmek istersek bu ana akımdan biri İran’ın çıkarlarına öncelik verirken öteki ana akım İslam ve İnkılabın ilkelerinin takip edilmesini ısrarla vurgulamaktadırlar. Hasan Ruhani hükümeti de dahil birinci ana akımı oluşturanlar Haşimi Rafsancani çigisi olarak da tanımlanabilir. Bunlar yıllardan beri İran’ın çıkarlarının ABD ve Batı ile ilişkileri düzeltmekte görmektedirler ve şu sıralar nükleer görüşmeler masasından ne pahasına olursa olsun bir anlaşmayla kalkmak için tahammül sınırlarını zorlamaktadırlar. Görünürde İran ekonomisinin kurtuluşunu dillendirseler de İran’ın geleceğini Batı ve ABD ile ilişkilerin iyileştirilmesinde görmekteler.

İran’ın Irak, Suriye, Filistin, Lübnan ve son sıralarda Yemen’de Direniş Cephesin’de yer almasını İran’ın milli çıkarlarına aykırı bulan ve yapılan yardımların İran’ın kalkınmasına tahsis edilmesini sık sık dilen getiren akımın elindeki medya kuruluşlarının eleştirileri bu yöndedir. Tetikçi grubun akıl hocasının yıllardan beri gösterdiği kaynaklar da bu akımın kontrolündeki site ve gazetelerdir. Sözkonusu kişinin Suriye iç savaşından bu yana gösterdiği kaynakların başında gelen Tabnak haber sitesi de işbaşındaki Ruhani Hükümeti’nin, Haşimi Rafsancani’nin baş destekleyicileri arasında yer almaktadır. Devrim Muhafızları eski komutanı olarak tanıttığı Muhsin Rızai de aynı siyasi çizginin farklı bir versiyonudur.

Ama bu akımın karşısındaki inkılapçı akıma göre İran Suriye ve Irak’ta, hatta Yemen’de daha aktif ve etken bir rol üstlenebilir. İslam İnkılabının sürdürülmesi ve direniş cephesinin ana ekseni İran’ın gücünün korunması başını ABD’nin çektiği müstekbir cepheye direnmesiyle, bölgenin muztaz’af halklarının yanında yer almasıyla mümkündür. Bu direniş sürecinde bilerek veya bilmeyerek ABD’nin liderliğindeki müstekbirlerin yanında yeralan taşeronlar ve tetikçi takımının mazlumu destekleme rölüne girmeleri, kendilerini ABD muhalifi göstermeleri mücadelenin mahiyetini değiştirmez. Suriye ve Irak’ta akan kanın ana müsebbibi ABD ve onun cephesinde yer alanlardır.

Tetikçi takımın akıl hocası demogojilerinin devamında doğrudan ve dolaylı olarak İran’ın ABD ile gizli-açık işbirliğini telkin edip durmaktadır. Ama buna ne kendisi inanmaktadır ne de muhatapları. Çünkü kimin ABD ile birlikte Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da resmen ve askeri paktlar çerçevesinde işbirliği yaptığını biliyor. Kimin teröristleri ABD ve bölgedeki öteki müttefikleri ile besleyip, organize edip Suriye ve Irak’ı parçalamak için sevkettiğini biliyor. Bu inkarı imkansız gerçekler ortadayken İran’ın ABD ile işbirliği yaptığını iddia etmek ancak ve ancak efendilerinin hatalarının üstünü örtmeye yönelik yalan ve iftiralarından ibarettir.

İran’da da –yukarıda bahsi geçen birinci akım içinden- bazılarının fırsat bulduklarında ABD ile işbirliği yapmaktan rahatsız olmayacakları söylenebilir. Ve nitekim bu akımın işbaşında olduğu 2001 yılında NATO ülkeleri tarafından Afganistan’ın işgal edilmesi sırasında Taliban tehlikesini bahane edilerek bu işgal karşısında sessiz kalınması ve hatta bazı iddialara göre geçişlere lojistik destek sağlandığı unutulmuş değildir ve hala bile İranlı inkılapçılar tarafından eleştirilmektedir.

İlginç olan ise, İran’ın Suriye ve Irak siyasetini  ABD ile yakınlaşma eğilimi içinde olan çevrelerin eleştirmesi ve Türkiye’deki tetikçi selefilerin ise bunu bile bile inkılapçı kanada ve İmam Hamanei’ye nispet vermeleridir. İran uzmanlığı iddiasında olanların bu kadar basit gerçekleri bile görmemeleri inanılır gibi değil. Veya herkes yaşadığı gibi düşünür misali İran’daki çevreleri de kendi hayatlarındaki çelişkilere göre yorumlamak işlerine geliyor herhalde.

Tetikçilerin akıl hocasının demogojilerinden biri de İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’yi mutlak bir diktatör gibi göstermeye yönelik çabalarıdır. İran anayasasında ülkenin iç ve dış genel siyasetlerini belirleme yetkisinin Rehber’de olduğu doğrudur. Ama bu hükümetin, meclisin ve hatta Rehber tarafından tayin edilenlerin ülke idaresinde yetkilerinin kıstlandığı, görüşlerini uygulama fırsatı verilmediği anlamına gelmez. Geçmişteki uygulamaların da gösterdiği üzere geçen bu 26 yıl içinde Rehber’in idari sisteme ve dış ilişkilerde izlenen siyasete müdahalesi bir elin parmakları sayısını geçmez.

Bunun en bariz örneği nükleer müzakerelerde almış olduğu tavırdır. Kendisi ABD ile bir sonuca varılamayacağını açıkca ilan etmesine rağmen işbaşındaki hükümetin görüşme isteğine karşı çıkmamış ve sadece ülkenin kırmızı çizgilerinin aşılmaması uyarısında bulunmuştur. Yarın ABD ile bir anlaşmaya varılması halinde –kırmızı çizgilerin aşılmaması şartıyla- bu anlaşmanın Rehber’in yüzde yüz onayı ile yapıldığı anlamına gelmez. Hükümetin halkın iradesini temsil ettiği gerçeğinden hareketle bazı konularda kendi görüşüne uymasa da uygulamaları kabul edebilir. Bunun en açık örneği İmam Humeyni’nin(ra) istemediği halde Irak tarafından dayatılan savaş sonunda ateşkese dair 598 nolu BM Güvenlik Konseyi kararını kabul etmesidir. Bunun örneklerine Ayetullah Hamanei’nin rehberliği süresinde, özellikle de Haşimi Refsancani ve Muhammed Hatemi’nin cumhurbaşkanlığı dönemlerinde rastlanmaktadır. Birçok ekonomik, kültürel ve toplumsal uygulamalar O’nun tarafından ilan edilen siyasetlere aykırı bir şekilde uygulanmıştır. Bu rehberin zaafını değil halkın iradesine verdiği önemi gösterir.

Tetikçilerin akıl hocasının ABD ile uzlaşma eğilimleri taşıyan Haşimi Refsancani ve aynı çizgideki kişi ve kurumların bazı tavırlarını aktararak Ayetullah Hamanei’yi sık sık hedef almasının sebepleri yeni değil elbet ve 30 yıl öncelere kadar uzanır. İmam Humeyni’nin(ra) görevinden azlederek Tahran’dan sürdüğü ve bizimkinin sık sık gizli toplantılarına katıldığı Mehdi Haşimi’nin idamından duyduğu teessür herkesçe bilinmektedir. Bu idam ve Merhum Ayetullah Muntazeri’nin rehberlik vekilliğinden azledilmesinde Ayetullah Hamanei’nin rolü olduğuna dair yanlış inancını hala koruduğu anlaşılıyor.

Söz konusu kişinin karalamaları ve tetikçi takıma yol gösterirken İslam İnkılabı ve Ayetullah İmam Hamanei’ye hemen her yazısında bir bahane bularak saldırmasıyla ilgili söylenecek daha çok söz var, ama şimdilik bu kadarıyla yetinelim.

Aslında demogoji yöntemini kullanarak gerçekleri ters yüz eden, emperyalistlerle resmen işbirliği yapanları bazı populist çıkışlarından dolayı anti emperyalist gösteren, emperyalist cephe karşısında direnen İran’ı ve İmam Hamanei’yi ABD işbirlikçisi olarak telkin eden sadece bahsi geçen kişi değildir. Müstekbir cephenin taşeronlarının bunun gibi onlarca tetikçisi vardır. Türkiyeli Selefilerin düştüğü çelişkiyi gözler önüne sermek için sadece bir örnek vermek istedik.

Ziya Türkyılmaz